Beşiktaş’ın yeni yıldızı Trossard’ın bilinmeyenleri: Gol sevincinin ilginç sırrı ortaya çıktı

Img

Yeşil sahalar, henüz bıyığı terlememişken omuzlara bindirilen “süper yetenek” etiketlerinin, omuz başlarında taşınan erken şöhretlerin ve nihayetinde hüsranla biten parlak kariyerlerin mezarlığıyla doludur. Oysa hayat, her zaman ilk virajı en önde dönenleri değil, maratonu nefesini en doğru ayarlayarak koşanları ödüllendirir. İşte Belçika’nın bağrından kopup modern futbolun en seçkin sahnelerinden birine, Arsenal’e kadar uzanan o sessiz ve derinden yürüyüşün adı; Leandro Trossard’dır.

​Premier Lig tribünlerini ayağa kaldıran, her golden sonra ellerini gözlerine götürüp o ikonik “dürbün” işaretini çakan bu adam, aslında oğluna verdiği sözü tutuyor.

Trossard, Premier Lig’de Brighton forması giydiği dönemde oğluyla evde otururken, küçük Amadeo babasına “Baba, gol attığında benim için böyle yapar mısın?” diyerek elleriyle bu hareketi gösteriyor. Oğluna söz veren Belçikalı yıldız, attığı ilk golden sonra kameralara ve tribünlere karşı bu işareti yapıyor. Hareket hem taraftarlar tarafından o kadar çok seviliyor hem de uğurlu geliyor ki, Trossard o günden sonra bunu bir imza kutlaması haline getiriyor.
Buralara öyle rüzgârın ardına takılarak, el bebek gül bebek gelmedi. Genk formasıyla rüştünü ispat etmek için tam dört kez bavulunu topladı bu çocuk. Lommel United’ın tozlu yollarını iki kez arşınladı; Westerlo’da, OH Leuven’de kiralık formaların ağırlığı altında ezilmeden, her defasında kendi oyununun üzerine bir taş daha koyarak büyüdü. Sabrın, futbol denilen o vahşi çarkın içinde en büyük yetenek olduğunu o günlerde fısıldadı belki de kulağına hayat.
​Trossard, 24-25 yaşlarına gelene kadar vitrinin en önünde sergilenen o pırıltılı gençlerden biri değildi. “Geç keşfedildi” derler ya, aslında o geç keşfedilmedi; doğru zamanda, doğru olgunlukla demlendi. Genk’e kaptan olarak döndüğünde, 2018-19 sezonunda kaldırdığı şampiyonluk kupası, o uzun kiralık dönemlerinin, o yalnız geçen deplasman otobüsü yolculuklarının bir mukaddemesiydi adeta.

​Futbolun ilahi adaleti bazen transfer borsasının o anlamsız rakamlarında saklıdır. Arsenal, Londra’nın parıltılı ışıkları altında Mykhailo Mudryk’in peşinden koşarken, kader rotayı Trossard’a kırdı. İlk tercih olmamak, sıradan bir egoyu zedeleyebilirdi; ancak Trossard gibi karakterini saha dışındaki sükûnetiyle, saha içindeki hırsıyla harmanlamış bir adam için bu sadece yeni bir meydan okumaydı. Bugün Mudryk’in Chelsea’de yaşadığı kimlik krizine bakınca, Arsenal’in Trossard ile ne kadar isabetli, ne kadar “aklı başında” bir imza attığını tüm futbol dünyası parmakla gösteriyor.

​Sadece 1,72 boyunda bir adam düşünün. Fizik kurallarına, Premier Lig’in o her biri birer kuleyi andıran stoperlerine inat, doğru zamanda doğru yerde durarak kafayla ağları havalandıran bir oyun zekası… Sol kanatta fırtına koparırken, bir bakmışsınız santrfor arkasında bir oyun kurucuya evrilmiş, ihtiyaç anında ise en uçta bir bitiriciye dönüşmüş. Teknik direktörlerin cebindeki o gizli as, taktiğin sıkıştığı anlarda kilidi açan çilingir odur işte.

​Saha içinde ne kadar çok yönlü ve yırtıcıysa, saha dışında o kadar duru bir su gibi Trossard. Premier Lig’e gelene kadar Felemenkçe dışında dil bilmeyen, ama azimle İngilizceyi söküp o kültüre entegre olan bir profesyonel. Laura Hilven ile 2019’da kurduğu yuvası, iki oğlu ve polemiklerden fersah fersah uzak yaşamı, onun sahadaki o berrak zihninin de en büyük kaynağı.

​Beşiktaş’ın böylesi bir karakteri transfer etmesi Türk Futbolu adına heyecan verici. Çünkü futbol, sadece topu ayağına aldığında ne yapacağını bilenleri değil; hayatta nerede duracağını, ne zaman sabredeceğini ve o fırsat geldiğinde gözlüğü takıp geleceği nasıl göreceğini bilenlerin oyunudur. Trossard, yeşil sahaların o gürültülü dünyasında, sessizliğin ve emeğin en güzel bestesidir.

yok

Author: Can Öztürk